Tatil Cennetleri

3/7/2009

Didim ve Otelleri

DİDİM

Tarihi ; Milat’tan önceki yıllarda yaşayan insanlar büyü, fal gibi şeylere çok inanırlardı. Bu inançları onların yaşamlarını yönlendiren en büyük faktördü. Dinsel duyarlılıkları karışık ve değişikti. Kendilerince her yararlı ve güzel şeyin ayrı bir tanrısı olduğu var sayılırdı. Örneğin; Deniz Tanrısı Poseiden, aşk tanrısı Eros, Şarap Tanrısı Baküs “Dionysos”, Işık ve Güneş Tanrısı Apollon gibi. Bu inançtaki insanlar genel olarak Ege Denizi çevresinde yaşıyorlardı. O günkü koşullarda ticaret ve kültürde, sanatta bir hayli gelişmişlerdi. Ulaşım kolaylıkları gereği denize yakın yerlerde Truva, Bergama, Efes, Priyon, Milet gibi büyük şehirler kurmuşlardı.

Didim’deki Apollon Mabedi de 20 km kuzeydeki Milet şehri ile diğer yöre halklarının geleceklerini öğrenme ve dertlerine çare bulma isteklerini karşılamak için yapılmıştır. Ionia’nın en büyük kenti Milet’in Didim’de kurduğu Apollon Tapınağına “DİDİYMEİON” denirdi. İlk çağ yazarları bu adın kaynağını tam olarak veremiyorlar. Ama “İkiz Tapınak, ya da İkizler Tapınağı anlamına gelen bu ad iki dorukta bir dağdan veya tanrı Apollon’un sevdiği ikizlerden gelmelidir.” diyenler var. Nitekim o çağlarda, şimdi “Tek Ağaç” muhiti diye anılan yerde bulunan birbirine paralel iki Tepeye “Didymeion” denildiğini Fransız tarihçi Charles Texsier belirtiyor. Arkaik devre ait olan bu eski Apollon Mabedi birçok hükümdar, hatta Lidya Kralı Krezüz tarafından ziyaret edilmişti. Perslerin M.Ö. V. Yüzyılda Anadolu’da yaptıkları saldırılar sonunda Dara “DARİUS” bu tapınağı şehriyle birlikte yıkmış ve içerisinde bulunan bronz Apollon heykelini birçok esirle götürmüştü. Bu saldırı ve yıkımdan sonra yaklaşık 150 – 180 yıl harap ve terkedilmiş bir halde kalan mabet, Büyük İskender’in Pers’lere karşı zaferinden sonra bu gün gördüğümüz şekilde yeniden yapılmaya başlanmıştı.

Yapım işi çok büyük çapta tutulur. Mimar olarak Efes’te yanan Artemis Mabedi’ni  yeniden yapan Panienie Mileti Dephnis görevlendirilir. Tapınak bitince dünyanın sekizinci harikası olacaktır. Yapım işi uzun yıllar sürer ve bu arada Milet’in hazinesini de bir hayli sarsar. Hatta mabedin inşaatında çalışan usta ve işçiler ücretlerini  alamadıkları gerekçesiyle bir süre çalışmazlar. Bir anlamda tarihin ilk grevi gerçekleşir. Bu konu ile ilgili yazılı belgeler Milet’te son yıllarda yapılan kazılarda bulunmuştur.

Bütün bu zorluklara rağmen mabedin yapımı M.S. II. Yüzyıl ortalarına kadar sürdürülmeye çalışılmıştır. Ama ne var ki aradan geçen yüzyıllar içinde nesillerle birlikte inançlar da doğal olarak değişmiş, örneğin, İsa’nın ilan ettiği Hıristiyanlık dini Didim’deki halk tarafından da benimsenmişti. Dolayısıyla Tanrı Apollon unutulmuş ve onun adına yapımı sürdürülmeye çalışılan mabet de eski önemini yitirmişti. İnşaat Roma krallarının gayretlerine rağmen bitirilemeden yarım bırakılmıştır. Duvarlarının bir kısmına son işçiliğinin yapılması, bazı taşların tıraş edilmemesi, güneşli tarafta görülen yüksek tek sütunun yevsiz oluşu bunu belirtmektedir. Didim – Didyma Mabedi düzgün  en uygun bir alan üzerine inşa edilmiştir. Temellerinde depreme karşı dayanıklı ızgara plan uygulanmış, çevresine 124 sütun konulması (çatıyı tutması için) düşünülmüştür. Sütunların yüksekliği 19,4 metredir.

  

Mabedin en ilgi çeken tarafı 1,45  metre eşik bulunan anıtsal kapısıdır. Sağında, solunda ve tabanın’da 7 şer metre uzunluğunda ve yaklaşık 60 ton ağırlığında tek parça mermer bloklarla çevrelenmiş bu dev eşik mimari bir zorunluluktan ötürü yapılmış değildir. Bunda o zamanki, dini görüşün oldukça rolü vardı. Çağın inanışına göre ibadete gelen halk mabetlerin içerisine giremezler, önündeki sunağın çevresinde toplanırlardı. Ancak Rahipler ve Apollon kültürü ile ilgili kâhinler mabede girerlerdi. M.S. XV. Yüzyılın bitimine doğru meydana gelen bir deprem ve yangınlar mabedi çok büyük ölçüde tahrip etmiş ve yıkmıştır.

Gezginler ve arkeologlar uzun yıllar yıkıntı haliyle kalan bu yapı XVIII. Yüzyıldan sonra ilgilenmeye başlamışlardır. İlk defa Newton ve C. Texier gibi gezginlerin yazılarında sözü edilen mabet üzerinde çalışmalara 1858 yılında İngilizler tarafından başlanılmıştır. 1872  yılında tapınakta Fransızlar, Thomas ve Rayet başkanlığında çalıştılar. Sistemli kazılar ancak 1904 de Berlin Müzesi adına Almanlar tarafından yapılmaya başlandı. Bu kazı devrin ünlü Arkeologu Prof. Theodar Wiegan başkanlığında 1913 yılına kadar devam etti.1924 – 1925 yıllarında Almanlar tapınakta yine çalıştılar ve bugünkü görüntüyü meydana çıkardılar. Bu kazının toplu sonuçları 1941 yılında HI Kneckfusa tarafından “Didyma” adlı bir kitapta yayımlandı. Son yıllarda ise Alman Arkeoloji Profesörü Dr. K. Tuchelt başkanlığında tapınakta yeniden çalışmalara başlanıldı. Nitekim bu çalışmalar sonunda varlığı bilinen “Mukaddes Yol”un kalıntıları gün ışığına çıkartılmıştır.

 

Bu mukaddes yol tapınakla, bu günkü Mavi şehir’in bulunduğu yerdeki Panormas limanı arasındadır. Dua ve  bir takım istekleri için gelenler Panormos Limanında karaya inerler ve 4 km. çevresi aslan ve Branhid heykelleriyle süslü mermer “Mukaddes Yolu yürüyerek Tapınağa varırlardı. Son yıllarda Altınkum sahil yerleşiminin sınırlarını alabildiğince genişleterek sıkıştırdığı Didyma Apollon Tapınağı’nı ziyaret edenlerin, bir zamanlar ücra bir köşede kalmış bu yerin o zamanki güzelliğini tahayyül edebilmeleri neredeyse mümkün değildir. Son zamanlarda resmi makamlar tarafından “Eski Görkemiyle” yeniden ayağa kaldırılması talep edilen Apollon Tapınağı ve yakın çevresi, başka hiçbir yerle karşılaştırılamayacak kadar etkileyicidir. Çünkü başlangıçta Königlich  Preussischen Museen zu Berlin adına Theodor Wiegand daha sonra Martin Schede ve 1972 yılından itibaren de uzun süre Klaus Tuchelt yönetiminde yapılan kazılarda, milattan önce 4 üncü yüzyılda öncüleri örnek alınarak başlanmış olan ve Büyük İskender tarafından da desteklenen, devasa mimarinin faniliğini gösteren yıkık durumdaki sütun tamburlarıyla bu tapınak dışında, Artemis Kutsal Alanı ve Kutsal Alanın ziyaretçileri için çeşitli yapılar araştırılmıştır. Bu bağlamda önemli ticaret merkezi Milet ile Didyma’yı Arkaik dönemden beri birleştiren kutsal cadde de araştırılmıştır. 26 kilometrelik bu tören yolu, büyük heykellerle donatılmış dinlenme durakları tarafından bölümlere ayrılıyordu ve imparatorluk döneminden beri en azından son kısmı özenli taş döşeliydi  ve sütunlu galerileri vardı. Şimdiye kadar ancak bir kısmı bilinen bu kutsal alan, bir kent gibi programlı oluşturulmuş bir bütün olarak algılanmalıdır.

19. yüzyılın sonlarında tapınağın hemen yukarısında, genellikle tapınak malzemelerinin kullanıldığı ve yalnız terkedilmiş büyük kilisesi günümüze ulaşmış ve halkı Rumlardan oluşan bir köy vardı. Ören yerinin en yüksek noktası, böyle yerleşimler için karakteristik olan ve tapınağın devasa parçalarının yanında son derece narin duran bir yel değirmeni için en uygun yerdi. 19.Yüzyıl boyunca İngiliz ve Fransız araştırmacılarının birkaç kez giriştikleri kazılara rağmen, daha önce kimsenin tasavvur edemediği bu devasa yapının boyutları ancak 1906 yılından sonra büyük teknik zorluklarla gerçekleştirilen kazılarla ortaya çıkmıştır. Ayrıca, 1979 yılında keşfedilen duvarların yüzeyine çizili ayrıntılı planların ortaya çıkması da büyük heyecan uyandırmıştır.

Hakkında; Didim Ege Bölgesi kıyısında, Büyük Menderes Nehrinin denize döküldüğü yerden başlayarak, güneyde Aydın-Muğla il sınırına (Akbük Körfezi) kadar uzanan bir kıyı bölgesidir. Bölgenin batısında Didim Yerleşimleri ile Altınkum, doğusunda ise Akbük körfezi yer almaktadır. Büyük Menderes nehrinin denize döküldüğü yere antik çağlarda Miletos ismi verilmiştir. Burası Didim’in 25 km. kuzeyindedir. Didim’in çevre ile ulaşımı karayolları ile sağlanmaktadır. Şehir Merkezi Aydın’a 103 km, İzmir’e 173 km, Başkent Ankara’ya 700 km, Söke’ye 55 km ve Milas’a 80 km. uzaklıktadır. Yüzölçümü 11.000 hektar olan Didim’de arazi, genellikle, Akdeniz’e özgü maki bitki örtüsüyle kaplıdır. Kimi yerleri eğimli, kimi yerleri düz olan arazinin toprak yapısı killi ve taşlıdır.

2.900 hektar yerleşim alanı, 60 km. kıyı bandı, 13 km. lik plajı bulunan bu tatil beldesinin kıyıları irili ufaklı sayısızca koylarla çevrelenmiştir. Berrak Denizi, güneşi ve altın sarısı incecik kumları ile bütünleşen plajları tarifsiz bir güzelliği sergiler. İşte bu yüzden Didim, çevresinde deniz imkânları olmayan yerli ve yabancı insanların 2. konut ihtiyacına cevap verdiği gibi, çoğunlukla İngiltere’den gelen yabancı turistlerin tatil yöresidir.

Denizle doğanın, doğa ile tarihin birleştiği Didim, Aydın’ın turizm alanında iki büyük ilçesinden biridir. Kuzeyi Söke Ovası, Kuzey Doğusu Bafa Gölü, Güneyi, Batısı ve Doğusu Ege Denizi ile çevrili olan Didim bir yarımada görünümündedir. İnanılmaz güzellikteki Altınkum'u, Apollon tapınağıyla, inciriyle, zeytiniyle, mavinin her tonuna hakim ipek bir çarşafa bürünmüş, bembeyaz bir incidir Didim.

O  T  E  L  L  E  R

     
     

Club Tarhan Tatil Köyü

Orion Otel

Baccara Hotel

   
     

Triton Otel

Tropicano Didim Beach

Tuntaş Otel

     
     

Didim Holiday Resort

Garden Of Sun Hotel

Hotel First Class

Otellerin sitelerine ulaşmak için otel resim veya isimlerini tıklayınız.

 

21/7/2008

Gökçeada

GÖKÇEADA

Gökçeada'ya deniz yoluyla geldiğinizde Kuzu limanı’na ulaşırsınız. Bu liman ulaşım amacı yanında deniz turizmi için de kullanılmaktadır. Kuzu limanı, şehir merkezine 7 km. uzaklıktadır. Buradaki karayolun arkasındaki ağaçlıkların içinde olan şelale harika bir yerdir.


Kuzey kesiminde Kaleköy karşımıza çıkar. (Merkeze 4 km.) Kaleköy Yukarı ve Aşağı diye ikiye ayrılır. Aşağı Kaleköy gece yaşamı ile ünlüdür. Burada barlar, restaurantlar, oteller, pansiyonlar, çay bahçeleri ve gezi kordonu bulunmaktadır. Aşağı Kaleköy aynı zamanda bir balıkçı barınağıdır ve her an taze balık da bulunabilir. Yukarı Kaleköy ise eski bir Rum köyüdür. Cenevizlilere ait bir kale kalıntıları, tarihi bir kilise ve birçok manastır bulunmakta ve tarihi geçmişi görülmeye değerdir. Kaleköy' e varmadan karşımıza iki tane köy çıkar; Eski Bademli ve Yeni Bademli. Eski Bademli yine eski bir Rum köyüdür ve ilginç mimarisi ile gezilmeye değer bir yerdir. Buradaki çeşme görülmeye değer, aynı yerde iki ayrı su akmaktadır. Kilisenin yanındaki eski köy okulunun bahçesinden Sema direk Adası'na gün batımında bakmak insana eşsiz bir haz verir. Yeni Bademli ise tam bir pansiyonlar köyüdür. Her türlü ihtiyacınıza cevap verecek konaklama yerleri mevcuttur. Doğal yollarla üretilen her türlü meyve ve sebzede Yeni Bademli Köyü'nde bulunmaktadır. Merkez ile her an ulaşım vardır.
Kaleköy'den, Kuzu limanı sahil kesimine bir patika yolla yaya olarak ulaşmak, sizlere unutulmaz bir haz verecektir. Buradan geçerken Yıldızkoy, Mavikoy ve Yelkenkaya'yı görebilirsiniz. Yüksek tepelerden Saroz Körfezi, tüm güzelliği ile karşımıza çıkar.
Kuzu limanı’na varmadan bir balık çiftliği ile de karşılaşırsınız. Bu çiftlikten sonrada Kaşkaval'da Peynir Kayalıkları adı verilen deniz dalgalarının biçimlendirdiği, ilginç bir kaya yapısını görebilirsiniz. Fotoğraflar bölümünden burayı inceleyebilirsiniz. Ayrıca size bir sürprizimiz daha var; bu sahil kesimi Türkiye'nin ilk ve dünyanın en güzel Sualtı Milli Parkı'nı oluşturmaktadır. Gökçeada Sualtı Milli Parkı, balık çeşitliliği açısından Dünya'nın en iyi yeridir. Bu bölgede çok değişik balık çeşitleri yanında Akdeniz Fokları da yaşamaktadır. Bu park da çok miktarda sualtı (sıcak ve soğuk) kaynak suyu çıkmaktadır ve sayısı bilinmeyen sualtı mağaraları bulunmaktadır.

  
Adanın güney kısımlarına doğru yol aldığımızda, burada yerleşim yeri olarak sadece bir iskân köyü olan Eşelek karşımıza çıkar. (Merkezden 10 km.) Buraya varmadan bir baraj gölüyle karşılaşırız. Eşelek'i geçtiğimizde de uçsuz bucaksız koylarla karlılaşırız ve bu koylar sahil ve deniz temizliliğinde Türkiye'nin en iyisidir ve mavi bayrak almaya adaydırlar. Aydıncık (Kefaloz), Güzelcekoy, Kokina vb. Aydıncık göletinin sağ tarafına düşen vadi (Raksodos Vadisi) bir doğa harikasıdır ve manzarası harikadır. Güzelcekoy Çanakkale Boğazına bakar ve güneşin doğuşu burada en iyi şekilde izlenebilir.
Kefaloz ve Güzelcekoy mevki I. Dünya Savaşı'nda İngilizlerin deniz ve kara üssü idi. Türk gemileri burada bulunan donanmayı doğal limanda demirliyken batırdı. Bu zamandan kalma batıklara su üstünden de, su altından ulaşabilirsiniz. Ayrıca burada içme suyu için İngilizler bir baraj inşa etmişlerdi.


Aydıncık'da (Kefaloz) yine Tuz Gölüne girerek çamur banyosu yapıp cildinizi güzelleştirebilirsiniz. Eklem, romatizmal, cilt ve börek rahatsızlıklarınıza deva bulabilirsiniz.
Ada'nın batısına yol alınca 3 km. uzaklıktaki Zeytinliköy'e ulaşırız. Burası eski Rum köyüdür. Burada kilise gezilmeye değerdir ve dibek kahveleri meşhurdur. Buradan bir dibek kahvesi içmeden Ada'dan gidilmez.
Burayı geçince, baraj gölüyle karşılaşırız, (4 Km.) burası Gökçeada'nın içme ve kullanma suyunu karşılar. Bu göleti altından kaynayan sular besler. Bu baraj gölünde 40 kg. mı geçen Aynalı Sazanlar yaşamaktadır.
Baraj göletinin üst tarafında yine bir eski Rum köyü olan Tepeköy'le (13 Km.) karşılaşıyoruz. Burada tarihi çınar bulunmakta ve güzel bir mesire yeri oluşturmaktadır. Tepeköy'den içerlere doğru gidildikçe, su değirmenlerini, tepe yamaçlarında sayısı belli olmayan rüzgâr değirmenlerini görebilirsiniz. Buranın kilisesi ve mezarlığı görülmeye değer yerlerdir.


Batıya doğru devam ettikçe, eski bir Rum köyü olan, Dereköy (18 Km.) ile karşılaşıyoruz. Buranın tarihi evleri de görülmeye değer. Burası bir zamanlar Türkiye'nin en büyük köyü olma özelliğine sahipti. Bir hatırlatmada yapalım gerçekten doğal kaynak suyu içmek istiyorsanız buraya uğramadan geçmeyiniz. Dereköy'de tarihi bir çamaşırhane de bulunmaktadır.
Dereköy'den ileride iskân köyleri olan Şirinköy ve Uğurluköy'le (28 Km.) karşılaşıyoruz. Uğurlu'nun plajları deniz turizmi açısından önemli bir öneme sahiptir. Burada da Ada'nın önemli konaklama yerleri mevcuttur. Burası aynı zamanda Türkiye'nin en batısındaki yerleşim yeridir. Türkiye'de güneş en son burada batar. Güneşin batışını izlemek burada ayrı bir keyif verir.


Ada'yı gezerken her yol kenarında kaynak sularıyla karşılaşırsınız. Buraların çoğunda mesire yerleri de bulunmaktadır. Bazılarında yaklaşık 500–700 yıllık ulu çınarlar bulunmakta ve bunların altında da mutlaka doğal kaynak suları çıkmaktadır.
Kış aylarında Marmaros'ta (25 Km.) çağlayanı gezebilirsiniz. Yaz aylarında su seviyesi düştüğü için asıl güzelliği kışın ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Marmaros'da çam ormanlarıyla sahil içiçedir. Buradan batıya doğru sahil kesiminden yol aldığımızda Gizli Liman'a ulaşırız. Burası herhalde Dünyanın el değmemiş tek kumsalıdır. Yaklaşık 750 mt. lik sahil şeridinde hiç bir yapı yoktur, tamamen bakirdir.
Gökçeada avcılık bakımından da zengindir. Av sezonlarında Türkiye'nin önde gelen avcılarıyla birlikte ava çıkabilirsiniz. Ada'da yoğun olarak, keklik, tavşan, bıldırcın, sığırcık, yaban ördek, kaz bulunmaktadır.
Gökçeada'yı bir motor kiralayarak denizden de mutlaka gezmelisiniz. Birbirinden ilginç el değmemiş koyları ancak bu şekilde görebilir ve faydalanabilirsiniz.


Yaz aylarında Ada'da yaşayan ve dışarıdan gelen Rumların özel gecelerine tanık olabilirsiniz. Düzenlenen festivallere de katılabilirsiniz.
Yaz aylarında Aydıncıktaki tuz gölünde Flamingolar konaklar. Bu vakitlerde birçok araştırmacı ve fotoğrafçı Ada'yı ziyarete gelir. İlginç ve insandan ürkmeyen yapılarıyla görülmeye değerdirler.

Gökçeada'nın Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül ayları deniz turizmi açısından en elverişli aylarıdır. Deniz ve hava sıcaklıkları buna uygundur. Bir hatırlatma da yapalım, rüzgâr hangi yönde esiyorsa ters istikamette deniz dalgasız, akıntısız bir durumda olur. Rüzgâr istikametli yerler ise yelken, sörf gibi sporlara meraklılar için idealdir. Gökçeada'da kumsal seçenekleri de bulunmaktadır: İnce kumlu, küçük taşlı, taşlı, kayalık, orman dibi, sadece denizden ulaşılabilen vb

Gökçeada çepeçevre (95 km.) saran sahil şeridi, irili ufaklı kumsallara sahiptir. Şu an pek çoğu bakir bir durumda olan kumsallar, dünyanın en temiz sahilleri olarak bilinmektedir. Aydıncık, Gizli Liman, Yuvalı, Uğurlu, Pirgos, Lazkoyu, Kuzulimanı, Sualtı Milli Parkı'nın da içinde bulunduğu Yıldızkoy, Mavikoy, Yelkenkaya en önemli plajlarıdır. Güney sahilleri ipek gibi kum, kuzey sahilleri çakıllıdır. 30 km. uzunluğundaki Ada sahilini 27 km lik bölümünde denize girilebilir.

Gökçeada'da yaşam güneş ve denizden ibaret değildir. Geceleri de en az gündüz kadar hareketli ve eğlencelidir. Konaklama ve eğlence yerlerinin birbirinden farklı yerlerde olmasından dolayı, eğlence mekânlarını, gelen turistlere gürültü kirliliği yaşatmaz. Ada'da bar, disko, kafe, balık restaurant ve taverna yeterince bulunmamaktadır. Şu an Gökçeada Ege ve güney sahillerine oranla sessiz ve mütevazıdır. Her geçen gün bunlara yenileri eklenmektedir. Gökçeada'da yazın film festivali düzenlenmektedir. Genellikle yaz aylarında, konserler, basketbol, voleybol, plaj voleybolu, tavla turnuvaları, uçurtma şenlikleri, 1 Temmuz Kabotaj Bayramı'nda su sporları müsabakaları, toplu sünnet şenlikleri, tiyatro gösterileri, güzel sanatlar sergileri olmaktadır. Yaz aylarında su kayağı ve sörf için malzeme kiralayabilir ve unutulmaz anlar yaşayabilirsiniz

 

15/3/2008

Altınoluk ve Otelleri

ALTINOLUK

Tarihi;  Balıkesir ili, Edremit ilçesine bağlı bir beldedir. Edremit-Çanakkale karayolu üzerinde, Edremit’ e 25 km. mesafededir. Kuzeyinde Kazdağları (İda), güneyinde Ege Denizi (Edremit Körfezi) yer alır. Mitolijide, Truva-Dikili arasındaki Ege kıyılarına “Işıklar Sahili” denilmektedir. Altınoluk; Işıklar sahilinin kıyısında, Efsanevi İda Dağını eteğinde, yemyeşil kutsal zeytin ağaçlarının-masmavi Ege’ ye sevdalıymışçasına aktığı bir güzellikler beldesidir. İsviçre Alplerinden sonra dünyanın en yoğun oksijenini insanlığa sunan, 365 gün yeşil bir doğaya sahiptir. Bin pınarlı Kaz Dağı’ ndan gelen kaynak suları, çeşmelerinden sağlıklı ve tertemiz akar.
Doğal güzelliklerinin yanısıra ve belki -daha önemli- olarak “Tarihsel Birikimlere” sahip olan Altınoluk’ un, eski köy yerleşimi kentin kuzeyinde, tepede yer alır. 1927 yılına kadar adı, “Papazlık” olarak geçen köye ait ilk veriler 16 yy. başlarında Kanuni Sultan Süleyman’ ın (1520-1566) saltanatının ilk yıllarında yapılan sayımlara kadar uzanıyor. Buradan yola çıkarak Papazlık’ ın kuruluşunun 450 yılı aşan bir geçmişe dayandığını söyleyebiliriz. Köyün ilk sakinleri, Osmanlı Devleti’ nin vergi muafiyeti sağlayarak, derbentçi kaydettiği ve Papazlık’ a yerleştirdiği Söğütlü yörükleridir.


Rum yerleşimi; Yunanistan’ ın Midilli adasından 1820’ li yıllarda çalıştırılmak üzere getirilen Rumların zamanla burada çoğalıp, iskân tutmaları ile oluşmuştur. Rumlar ibadetleri için birde kilise yaptırmışlardır. O dönemde Türk yerleşiminin, Hıdırlar, Kadirler ve Sakarlar olarak anılan ailelerden oluştuğu bilinmektedir.
Altınoluk’ ta geçmişten beri süren bu yaşamın günümüze uzanan izleri olan Rum ve Türk sivil mimarlık örnekleri, kültürel birikimimizin en önemli tanıklarıdır. 1991 yılında Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından Kentsel SİT ilan edilen Altınoluk köyünde 36 adet yapı tescil edilmiştir. Köyün önemli bir kısmını kapsayan Koruma amaçlı imar planı, 1994’ ten beri uygulamadadır. Bazı önemli konaklar (Abdullah Efendi Konağı vb.) restore edilmiş olsada, genelde tescilli yapılar acil yenileme beklemektedir. Bunun yanısıra; koruma planı gereği yeni yapılaşmalar SİT koşullarına uygun oluşmaktadır. Köyün hemen güney eteğinde ve SİT alanına dahil edilen, Altınoluk Antandros Amfi Tiyatrosu 1994 yılında yapımına başlanıp, 1997 yılında bitirilen çok önemli bir kültür ve sanat mekanıdır. Ve sanki kentsel SİT’ in tamamlayıcısı olmuştur.
Eşsiz bir doğaya, 450 yıllık geçmişe ve kentsel Sit alanına sahip olan Altınoluk’ un en önemli kültürel zenginliği, tarihi “Antandros” kentidir. Yaklaşık 2800 yıllık geçmişe dayalı bu Arkeolojik zenginlik, “Geçmişten Geleceğe kent ve yaşam kültürümüze de ışık tutan en önemli kaynaktır.
450 yıllık Altınoluk ve 2800 yıllık Antandros. İşte Altınoluk.

Altınoluk Beldesi Yunan mitolojisinde İDA diye anılan, bugün ki adıyla Kazdağları’nın güney yamaçları ve Edremit Körfezi’nin kuzeyinde kurulmuş, mavi ile yeşilin birbirine karıştığı ender doğa güzelliklerini sinesinde toplamış şirin bir beldemizdir.
E – 24 karayolu üzerinde bulunan ve Balıkesir ilinin Çanakkale sınırına en yakın bir yerleşim birimi olan Altınoluk, Çanakkale’ye 110, İzmir’e 225, Balıkesir’e 115, ilçe merkezi Edremit’e 25, batıda Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine 35 km uzaklıktadır.
22.000 hektar alanı kaplayan yüzölçümünün 15.000’ini aşmış olan Altınoluk’un nüfusu turizmin gelişmesiyle yaz aylarında 200.000’nin üzerine çıkmaktadır.
Tarihte Antandros adıyla tanınan daha sonra Papazlık ve 1927 yılından sonra da Altınoluk adını alan beldemiz 1923 yılından 1983 yılına kadar 60 yıl bucak merkezi olmuş 1983 yılında bucak müdürlüklerinin kaldırılmasıyla Edremit ilçesine bağlı olarak kalmıştır.
1957 yılında kasabada Belediye kurulup kurulmaması yolunda yapılan halk oylaması sonunda halkın belediye kurularak çalışmalarına başlamıştır.
Belediyenin kurulması ve turizm hareketlerinin giderek hızlanması ile büyük bir gelişme gösteren Altınoluk giderek Edremit Körfezi’nin ve Türkiye’mizin hatta Avrupa’nın en önemli turistik merkezlerinden birisi haline gelmiştir.


Başta Kazdağları ve Antandros kazıları olmak üzere sahip olduğu tarihi zenginliklerin yanında asırlık çınar ağaçları, bol oksijeni, güzel havası tertemiz denizi, kaynak suları ve güler yüzlü sıcak kanlı insanları ile son yıllarda bir turizm patlaması gerçekleştiren Altınoluk, otel ve motellerin dışında ev pansiyonculuğunu da geliştirerek bugün ki durumu ile, Balıkesir’in 18 ilçesinin 8’inden nüfus, ekonomik, kültür ve coğrafik anlamda büyüktür.
Turizm dışında belde ve köy sınırları içerisinde bulunan 450 bine yakın zeytin ağacının bulunması yöre ekonomisi için büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu zeytinliklerin ürünü belde halkının yanı sıra çevre il, ilçe ve köylerden gelen işçiler tarafından toplanıldığından yaz aylarında olduğu gibi kış aylarında da Altınoluk’ta canlı bir ekonomi yaşanmaktadır.
Bu zeytinliklerden üretilen ortalama 45.000 ton zeytinin ülke ekonomisine akçalı olarak katkısı 20 trilyon Türk lirası değerindedir. Tariş kayıtlarına göre de her yıl 700 ton civarında zeytin yağı üyeler tarafından Tariş’e dökülmekte ve bunun parasal karşılığı olan 3 trilyon lirada üyelere ödenmektedir. Altınoluk beldesinin en önemli gelir kaynakları ülke ekonomisine de katkı sağlayan turizm, zeytin ve zeytin ürünleridir.

Şu an da 4 mahalleden oluşan Altınoluk’un en önemli özelliklerinden birisi de Türkiye’de sadece 100 belediye de bulunan arıtmalı kanalizasyon sisteminin mevcut olması ve yazın 200.000’ini bulan nüfusuna rağmen su sorununun bulunmamasıdır.
Altınoluk’un gelişimi ile ilgili bazı sayısal rakamlar verecek olursak. 1994 yılında emlak vergisi mükellef sayısı 14245 iken 2004 yılında bu sayı 34433’e ulaşmıştır. Aynı şekilde 1994 yılında çevre temizlik vergisi mükellef sayısı 3100 iken bu sayı 2004 yılında 24686’ya su abone sayısı ise 5988’den 15372’ye ulaşmıştır.
Altınoluk, şu an 5000 kişilik Amfi Tiyatrosu, değerli iş adamı Ayhan Şahenk’in katkısıyla yapılan kapalı kültür salonu, olimpik standartlarda çim sahası, helikopter pisti, yıldızlı otelleri ve pansiyonlar, iki tenis kortu ve bir adet halı sahayı içinde barındıran spor kompleksi, 5000 kitap kapasiteli halk kütüphanesi, belediye tarafından yapılan sosyal konutları, asfalt plenti, ÇED raporu onaylı çöp depolama merkezi, Tarihi Antandros Antik Kenti Bilimsel kazıları, Çam Mahallesi’nde bulunan Anıtlar Kurulu tarafından tescil edilen 36 adet tarihi binası, 3 ünitesi tamamlanan Arıtma Tesisli kanalizasyon sistemi, katılımcı demokrasinin gereği olarak oluşturulan Kent Meclisi, Optimist ve Laser dalında eğitim veren yelken kulübü, süper ligde bulunan futbol takımı, amatör voleybol kız takımının çalışmaları, yeni sanayi sitesi ve şehirlerarası otobüs terminali ile inşaatı tamamlanan Türkiye’nin ilk Astım Hastanesi ile dağ ve deniz turizminin dışında sağlık turizmine büyük hizmet verecek olan hastanesi ile Altınoluk’lulara ve misafirlerine layık olduğu değeri vermektedir. Alpler'den sonra dünyanın oksijen oranı en yüksek yeri olan Altınoluk birçok doğal ve tarihi güzelliğe ev sahipliği yapmaktadır. Yöre halkının "oksijen cenneti" diye adlandırdığı Çam Mahallesi (Altınoluk'tan 2 km yukarıda) büyük kentlerden kaçan, özellikle solunum rahatsızlığı çekenlerin en çok tercih ettikleri yerler arasında birinci sıradadır.

Doğa; İster dağa çıkın, ister denize inin...
Bu defa havası, suyu ve şifalı otlarıyla sizi bambaşka bir cennete davet ediyoruz. Altınoluk ve Şahinderesi Kanyonu huzur ve sağlık arayanlar için ideal bir yer... İsterseniz Kazdağı'na çıkıp dağ havası alın, isterseniz kanyonda dolaşın, isterseniz de kanyona girin.
İsmini çevresinde bulunan Şahinderesi Kanyonu ve altın sarısı renkteki zeytinyağından alan Altınoluk eski ismi papazlık olan bir Rum köyü. Hem deniz, hem de dağ turizminin birlikte yaşanabildiği bölge bol oksijenli temiz havası ve dünya çapındaki zeytinyağıyla ünlü. Kazdağı eteğinde Edremit Körfezi'nin incisi durumundaki yerleşim bölgesine aşırı talep nedeniyle hayli konut yapılmış. Ancak kalabalık şehir merkezini bırakıp eşsiz güzellikteki yol tarafına bakarsanız kanyon girişi, dağ manzarası, şelale ve göletler göze, alabalık çiftlikleri ise damağınıza hitap edebilecek güzellikler sunuyor. Mayıs ayında zeytin, iğde, badem, ıhlamur, hanımeli, zambak ve kır çiçekleriyle baş döndürücü bir koku yaydıkları çiçek açma mevsimlerinde Yedigöller Milli Parkı'nı kıskandıracak güzelliğe bürünüyor. Özellikle 610 metre yükseklikte bulunan (Fidanlık mevkii) bozuk dağ yoluna rağmen tüm yorgunluğunuzu unutturacak güzellikte şelale ve doğa yapısına sahip.
Altınoluk yöre halkı etraftaki diğer köylere nazaran masada yemek yemeye intibak eden ilk köy olmuş. Altınoluklular Midilli Adası halkı ile son derece samimi temas halindelermiş. Hatta zamanın beylerinin karbeyazı gömlek yakaları kolalanmaya Midilli'ye gönderirlermiş. Yöre hanımlarının vazgeçilmez tutkularının başında ise takılar geliyormuş. Günümüzde Altınoluk aileler için tercih edilen yazlık tatil yerlerinin basında geliyor. Zengin çarşısı, cafe-bar ve çay bahçeleri şenlenirken akşam yemek sonrası başlayan piyasa gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor. Yürüyüş parkuru Altınoluk Meydanı dondurmacı Vardar önünden sahil boyu ve Mendirek sonuna dek sürüyor. Plajlar ise hem ücretsiz hem de her yerden denize girme imkanı sağlıyor. Sezon sonu Eylül ayında uyuyan deniz, dipte gazete okuyacak kadar net görünüp berraklaşıyor.

Kaz Dağı Düden Yaylası
Mare&Monte tur'a katılan günübirlik veya konaklamalı kamp yapmak isteyen gruplarla eski Altınoluk yerleşim merkezi Çam Mahallesinden Kaz Dağına doğru dağ yoluna giriliyor.

 

  
Sırasıyla Küp Gediği, Sarısu, Üç Pınarlar, Karaçam, Kazak Pınarı, Şah Taşları sonrası Düden'e geliniyor. Tur rehberi güzergâh boyunca iki kez mola vererek hem gezi boyunca görülecek yerler, hem de Kaz Dağının mitolojik geçmişi hakkında aydınlatıcı bilgi veriyor. Düden mevkii, kapalı ev ekonomisinin geçerli olduğu yıllarda, dağın iki yamacında oturan insanlar senenin belirli zamanlarında mallarını ihtiyaç doğrultusunda takas yoluyla değiştirdikleri yer olarak biliniyor. Türkmenlerin konargöçer olarak yaşadığı, yaz aylarında oba kurup kamp yaptığı ve günümüzde Milli Park sınırları içinde olan bölgede "Milli Park Kamp Alanı" tahsis edilmiş. Kapalı korunak, duş, wc, mutfak, çamaşır yıkama yeri, alabalık yaşatma havuzu, çeşme, çadır yerleri, hamaklar, salıncaklar bulunuyor. Altınoluk - Düden arası yer yer engebeli toprak olan dağ yolunda 4x4 türü dağ araçlarıyla ulaşım sağlanıyor. Düden Yaylası, Anadolu yükseltileri arasında cüce sayılmasına rağmen deniz seviyesi sıfır noktasından 1250 metreye 26 km gibi kısa mesafede ani çıkılması nedeniyle ilgi çekiyor. Yazın en sıcak aylarında bile serin olan yaylada rüzgâr sesi ile nefis botanik kokusu buram buram hissediliyor. Endemik bitkiler, dağ laleleri, mevsiminde kelebekler, tüm doğal ortam fotoğraf severleri mutlu etmeye yetiyor. Yol boyunca tur yolcuları bazen yaban hayatın sürprizlerinden ayı, domuz, karaca görme şansı bulabiliyorlar. Dağın ilk 500 metre yükseltileri zeytin ağaçları, 650 metre kızılçamlarla Akdeniz orman tipi görülebiliyor. 4 mevsim yaşanan dağın Kuzey yamacında ise karasal iklim nedeniyle kızılçam bulunmuyor. Mayıs sonu Eylül sonuna dek tur düzenlenen turlarda Düden Mevkiinde mola için soluklananlar yemek siparişlerini verip Küçük Düden Mevkide 15 dakikalık bir yürüyüş yaparak burada ki koyun ağılında süt sağma, peynir yapımı gibi yöresel üretimleri görüyor, acıkmış olarak Düden kamp alanına dönüyorlar. Tavada pişirilmiş alabalıklar, henüz açılan hamurlarla yapılan gözlemeler, salata ve meyveler, buz gibi pınarlarda soğutulmuş biralar, meşrubatlar büyük iştahla yenip içiliyor. Yemek, dağın pınar sularından demlenen çaylar, kahvelerle tamamlanıyor. Sürenin durumuna göre Şahin dere kanyonu Gücük Burun'dan kanyonun muhteşem ve tüyler ürpertici, görkemli manzarası seyrediliyor. Bol bol anı fotoğrafları çekiliyor. Son etapta dağın zemin sularında ki tertemiz göletlerde yüzüp safarinin tozu atılıyor. Akşam 18.00 de doğanın natürel kalbinden ayrılıp Altınoluk'a dönen grup yeniden betona yenik düşmüş sahillere ve trafiğin içine girerken bir başka geziye katılmak üzere vedalaşıp ayrılıyorlar.


Şahinderesi Kanyonu
Altınoluk'u oksijen çadırına dönüştüren etkenlerin başında Şahinderesi Kanyonu geliyor. Bölgede hava değişimini sağlayan kanyon, dağdan çektiği çam kokulu havayı ovaya dağıtırken, denizden aldığı iyot kokulu havayı, dağa çıkartarak bir çeşit baca görevi görüyor. Karşılıklı hava sirkülâsyonunu sağlayan 27 kilometre uzunluğundaki kanyonun yüksekliği 600 metre. Açık U şekilli aralığı 700 metre civarında. Çevresi şifalı bitki ve otlarla bezeli olan Şahinderesi Kanyonu'na Orman İşletme Müdürlüğü'nden izin alınarak giriliyor. Rehbersiz gezmenin oldukça zor olduğu Şahinderesi Kanyonu'nda 25 kilometrelik bozuk toprak yol daha ziyade Jeep türü araçlara geçit veriyor. Mare Monte Oteli'nden Erinç Ersöz'ün kurduğu seyahat acentasının dağa düzenlediği turlar grubunun arzusuna göre şekillenip tam gün sürüyor.


Kanyonda bekleyen sürprizler
Şahinkale'nin kuzeyine gitmek için Avcılar Köyü'nden orman yoluna giriliyor. Ormana giriş izninizi görevli bekçiye gösterip köprü başından Kışla Dağı'na varılıyor. Yol üzerinde çok soğuk, kireçsiz vücut üzerinde çarçabuk kuruyan suya sahip gölcükler bulunuyor. Bunlardan biri olan Dereçatı mevkiinde yüzebilirsiz. Bu nedenle yola çıkmadan önce mayo ve havlunuzu yanınızda bulundurun. Su ve kuş sesinden başka ses duyulmayan bölgede pınar suları hayli boldur. "Dereçatı suyu" çiçek ve kekik kokularını da beraberinde getirip, yosunlu kayaların kalbinden akıyor. Biraz ilerideki pınar ise nane otları arasından aktığı için "Naneli pınar" ismiyle anılıyor. Kanyonda ilerleyen Gücük Burun, Ağlayan Çam, Kestane Deresi, Yörük Pınarı, Selvili Mezarlık, Ayı Kapıları, Damla isimli etapları geçip kabaran iştahınızla Altınoluk'a dönebilirsiniz.

Şifalı otlar
Birçok hastalığın tedavisinde başrolü üstlenen otların tüm çeşitlerini Kazdağı'nda bulmak mümkün. Bitki ve otlara meraklılar eczacı ve doktorların aradığı isim ise; dağın neresinde, ne zaman ne yetiştiğini çok iyi bilen İbrahim Arısoy. Hiç oturulmamış bir evi seramikle döşetip bitki ve ot kurutan İbrahim Arısoy'un Tel:(0-266) 396 05 28 Dağın otları arasında çarpıntıyı önleyen Melisa geliyor. Stresi yok edip, kalbe ve taniyona iyi geldiği söylenenler arasında.
Kandil Çayı: Bademcik ve boğaz hastalıklarına,
Papatya, nane: Nezle ve sinizüte Isırgan otu: Çayı, tohumu havanda dövülüp bal ile karışımlarda kullanılarak tüketiliyor.
Karabaldır otu: Prostat ve basura iyi geldiği söyleniyor.
Üç çeşidi bulunan kekik otu şeker hastalığına ve her derde deva olduğuna inanılıyor. Milli park sınırları içinde her türlü ot ve bitki toplamak yasaklandığı için meraklılar sadece fotoğraf çekmekle yetiniyorlar.

Kayalar
Kaz Dağı'ndaki karların erimesiyle debisi iyice artan sular, dereler ve şelaleler oluşturuyor. Kanyonun kalbi sayılan ve 70 derecelik açıya sahip dik yamaçları, granit kayaları aşındırıp zımparalanmış kaya şekilleri yaz sonunda suların azalmasıyla ortaya çıkıyor. Bu görüntü ise pastoral fotoğraf meraklılarına görsel bir ziyafet çekiyor

 

O  T  E  L  L  E  R

     

2.sınıf tatil köyü

Afrodit Tatil Köyü

Kervan Tatil Köyü

Cahithan Otel

     

Apart Otel

Apart Otel

Koza Yalı Apart

Aytaç Kavaklı Apart

Altıner Otel

     

Akçam Otel

Elbis Otel

Club Elif Otel

 Otellerin sitelerine ulaşmak için otel resim veya isimlerini tıklayınız.

  



« Önceki::

Blogcu ile yapıldı