Tatil Cennetleri

14/3/2008

Kapadokya ve Otelleri

Kategori: Tatil Yeri ve Otelleri

KAPADOKYA

Tarihi;

 (M.Ö.3000–1750) Asur Ticaret Kolonileri Çağı

M.Ö. 2000–1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya'da yaşayan Asurlu tacirler Anadolu'da ticari koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi Kayseri'deki Kültepe, Kaniş-Karum'dur (Karum: Ticaretin yapıldığı pazaryeri). Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum-Hattuşaş’tır (Boğazköy).

Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerekli olan kalay bakımından fakirdi. Tacirlerin beraberinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler yerli beylerin himayesi altındaydılar.

Asurlu tacirler sayesinde Anadolu'da ilk defa yazı görülür. Kapadokya Tabletleri olarak adlandırılan Eski Asurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmaktadır. Yine bu tabletlerde Asurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikâh sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.

Asurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirlerini de Anadolu'ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu'nun yerli sanatı, Mezopotamya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.

 (M.Ö.1750 – 1200) Hititler Dönemi

M.Ö. II. binin başlarında Avrupa'dan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya Bölgesi'ne yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hint-Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş (Boğazköy) olan Hititlerin önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar'dır. Kapadokya Bölgesi'nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara rastlamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit İmparatorluk Dönemi'nde özellikle Kapadokya Bölgesi'nde stratejik açıdan önemli geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtları sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır. Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı'nın güneyinde yer alan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kralın (Hattuşili III) ve Kraliçenin (Puduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.

 (M.Ö. 1200–700) Geç Hitit Dönemi

Friglerin Orta Anadolu'nun önemli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu'nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu'da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır.

Kapadokya Bölgesi'ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir'i içine alan Tabal Krallığı'dır. Bu döneme ait Gülşehir - Sivasa (Gökçetoprak), Acıgöl -Topada, Hacıbektaş - Karaburna Köyü'nde Hitit Hiyeroglifi yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.

 (M.Ö.585–332) Pers ve Kapadokya Krallığı

Kimmerler'in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu'da Medler (M.Ö. 585), daha sonra da Persler (M.Ö.547) görülür. Persler bölgeyi 'Satrap' adını verdikleri valilerce yönettiler. Eski Pers dilinde "Katpatuka" olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, 'Cins Atlar Ülkesi' anlamına gelmekteydi. Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından ve ateşi kutsal saydıklarından bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasan dağı'nı, kutsal saymışlardır.

Persler, Kapadokya'dan geçerek başkentlerini Ege'ye bağlayan,'Kral Yolu'nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö. 334 ve 332 de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır.

Pers İmparatorluğu'nu yıkan İskender Kapadokya'da büyük bir dirençle karşılaştı. İskender, komutanlarından Sabiktas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirince, halk buna karşı çıktı ve eski Pers soylularından Ariarathes'i kral ilan etti. Çalışkan bir yönetici olan I. Ariarathes (M.Ö.332–322) Kapadokya Krallığı'nın sınırlarını genişletti.

İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma'nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontus’lularla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.

 (M.S. 17–395) Roma Dönemi

M.S.1 7'de Tiberius Kapadokya'yı Roma'ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege'ye ulaşımı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi.

Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı 'Lejyon' adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu.
İmparator Septimus Severus Dönemi'nde ekonomik bakımdan oldukça canlanan Kapadokya'nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasaniler'in saldırılarına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti.

Bu sırada Anadolu'da yayılmaya başlayan ilk Hıristiyanların bir kısmı büyük şehirlerden köylere göç etmeğe başladılar. Kayseri'nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4. yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden Hıristiyanlar, Kayseri Piskoposu da olan Aziz Basil'in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.

 (397–1071)

Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparatorluğunun etkisi altında kaldı. 7.yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya'da Sasaniler’le Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6 – 7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651'de Halife Osman Sasaniler’i yıkınca bölge bu kez Arap-Emevi göçlerinin akınlarına uğradı.

Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon'un Müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı Hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya'ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü (726–843). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi İkonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.

 (1071–1299) Selçuklu Dönemi

Oğuz Türklerinden Selçuk Bey'in kurduğu Selçukluların anavatanı Orta Asya'dır. 10. yüzyılda kuzeye doğru yayılan İslamiyet'i kabul eden Selçuklular, İslamiyet'i kabul etmemiş kavimlerle sürekli mücadele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmışlardır.
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in Selçuk Bey'in torununun oğlu Alparslan'a 1071 yılında yenilmesi Bizans'ın gerilemesine, Anadolu'da yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur.

1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kurulur. 1082'de Kayseri fethedilir ve böylece Kapadokya Selçuklu hâkimiyetine girer. Hıristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika'dan, Ortadoğu ve Yakındoğu'ya kadar uzanan İslam bölgelerine dâhil olmuştur. Anadolu'nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, patrikhanenin idari etkinliğini etkilememiştir. Çünkü 13. yüzyıla ait Ihlara Bölgesi'ndeki Aziz George Kilisesi'nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II. Mesud ve Bizans İmparatoru II. Andronicus'un adlarından övgüyle bahsedilmektedir.

13.yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflaması üzerine Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortaya çıkar.1308yılındaMoğolkökenliİlhanlılar Anadolu'yu istila eder ve Kapadokya Bölgesi'nin önemli bir kenti olan Kayseri de yıkılıp tahrip edilir. Selçuklu sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kalırlar ve bağımsız hareket edemezler. Anadolu artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilecektir.

 Osmanlı Dönemi

Kapadokya Bölgesi, Osmanlı Dönemi'nde de oldukça sakindi. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa Dönemi'ne kadar Niğde'ye bağlı küçük bir köydü. 18. yüzyıl başlarında özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp'te imar hareketleri gelişmiş; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırılmıştır. Özkonak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selimdin doğu seferi sırasında (1514) yapılan köprü, Nevşehir'deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemlidir.

Osmanlı Dönemi'nde de Selçuklu Dönemi'nde olduğu gibi yörede yaşayan Hıristiyanlara karşı hoşgörülü davranılmıştır. Ürgüp/Sinasos'taki 18.yüzyıla ait Konstantin - Eleni Kilisesi, Gülşehir'deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu'daki Ortodoks Kilisesi bunun en güzel örnekleridir.

Hakkında;

60 milyon yıl önce; Erciyes, Hasan dağı ve Güllü dağ’ın püskürttüğü lav ve küllerin zamanla rüzgâr ve yağmur tarafından aşınmasıyla ortaya çıkan doğa mucizesi Kapadokya, uzun dönemler Hıristiyanlığın önemli merkezi konumunda olmuş. Kayalardan oyularak yapılan evler bölgeyi devasa bir sığınak görünümüne daha da çok büründürmüş. Doğanın gücü Peribacalarını oluştururken bir yandan da bu peribacalarının içlerine evler yapılarak, o zamanların izlerini kalıcı olarak bizlere bırakmışlar. Günümüzde turizm açısından büyük bir öneme sahip olan Kapadokya, korunmaya alınan bölgelerin en iddialı ve en ilginç yerlerin başında geliyor.


Tarihi dokusu ile coğrafi mucizeyi bir arada gördüğünüzde şaşkınlığınızı gizleyemeyeceksiniz.
Nevşehir - Kapadokya’ya giderken mevsimi iyi belirlemeniz gerekiyor, aksi takdirde kış aylarında soğuk ve yağışlı havaya, yaz aylarında ise kavurucu sıcaklara hazırlıklı olmanız gerekiyor. İlkbahar ve sonbaharın başı bu geziniz için ideal zaman olacak.

Uçhisar’dan başlayacağınız gezintinize, Göreme, Ortahisar ve Ürgüp rotasını izleyerek devam edebilir; Avanos’a gidebilir ve yol üstünde Kızılçukur’da olağanüstü günbatımı manzaralarını seyredebilirsiniz. Nevşehir-Ürgüp karayolu üzerinde bulunan Uçhisar Kalesi turunuzun en önemli ziyaret noktalarından biri olmalı. Göreme Vadisi’ni tepeden görebileceğiniz kaleye üç farklı kapıdan girebiliyorsunuz ve bu kapıların üçü de tek bir salonda birleşiyor.

Kapadokya bölgesinde tek kullanılan mimar malzeme taştır. Volkanik yapısı dolayısıyla çok yumuşak ve işlenebilir olan taş, zamanla rüzgârla temas ederek daha dayanıklı hale gelerek, Kapadokya bölgesinin şekillenmesinde büyük rol oynamış.

Çok çeşitli uygarlıkların kendilerine dönem dönem tarihte yer buldukları Kapadokya Bölgesi, özellikle Bizans döneminde dinsel önem kazanmıştır. Bölgede vadilere serpilmiş 600’den fazla kilise bulunuyor. Karanlık Kilise, Tokalı ve Kızlar Manastırı Göreme Bölgesi’nde en çok ziyaretçi akınına uğrayan yerlerden… Kayaların oyularak yüzlerce kilise haline getirildiği Ihlara Vadisi’nde ise Eğritaş, Direkli ve Yılanlı Kiliseleri günümüze ulaşmayı başaran kiliselerden. Yörenin en büyük kilisesi olan Üzümlü Kilise ise Zelve Vadisi’nde bulunuyor. Bu vadide doğa yürüyüşleri yapabilir, bisiklet turları düzenleyebilirsiniz.

Kapadokya’da yaşayan ilk uygarlığı Hititler olduğu rivayet ediliyor. Kapadokya’nın Kızılırmak kıyı kasabası Avanos’ta o zamandan bu zamana süre gelen bir takım adetlerinde onlardan kalma alışkanlıklar olduğu konuşuluyor, tıpkı çanak çömlek yapımı gibi. Kızılırmak’ın getirdiği kırmızı topraktan elde edilen seramik hamuru ile yapılan çanak-çömlek Kapadokya’nın geleneksel ürünleri arasında bulunuyor. Avanos’ta çanak-çömlek haricinde barlar, kafeler ve birbirinden güzel bahçeler de kesinlikle ilginizi çekecektir.

Yeraltında kalmış pek çok tarihe tanıklık edebileceğiniz Kapadokya’da gördüklerinize inanamayacaksınız. Tarihte yaşayan insanların ilkel bir hayat yaşadıklarını düşünüyorsanız eğer çok büyük hayal kırıklığına uğrayacaksınız demektir. Havalandırma sistemlerinde, çöp toplama mekanizmaları ile oluşturulan yeraltı yerleşim alanları tarihi merak etmeyenlerin bile ilgi odağı olacak. Hıristiyanların tehlike anında kullanmak için kurdukları yeraltı şehirleri güvenli yapıları ile ziyaretçilerde büyük hayranlık uyandırıyor. Derinkuyu Yeraltı Şehri’nde 20 bin kişinin yaşadığı söylentisini yerini kimilerinin 100 bin kişinin yaşadığı iddiası alıyor. 18–20 kat olduğu bilinen yeraltı şehrinin yalnızca 8 katı ziyaret edilebiliyor.

Nevşehir’i birde gökyüzünden gezmek istemez misiniz? Nevşehir’in sembolü haline gelmiş balonlarla, yaklaşık 15 dakikada gezmeye vaktinizin olmadığı yerleri görecek, havadan göreceğiniz güzelliklere daha da hayran kalacaksınız. Kesinlikle bunu ihmal etmemek gerekir. Çünkü havadan görünüşü insana inanılmaz derece de şaşırtacak bir manzara görüntüsü veriyor. Türkiye de ilk görülmesi gereken ender güzelliklerden.

İstanbul’dan arabayla 730 km olan Kapadokya’ya, Ankara’dan 763 km. ulaşabilirsiniz. İzmir’den ise uzaklık 276 km.

İstanbul’dan yola çıkıyorsanız; Çamlıca - Kaynaşlı yolunu geçip Bolu Dağı’na vardıktan sonra, Gerede - Ankara otoyoluyla Kırşehir yoluna; oradan da Hacıbektaş - Avanos üzerinden Kapadokya’ya ulaşabilirsiniz.
Bölge içi ulaşımda minibüs ve otobüslerden faydalanabilir, dilerseniz otomobil ve bisiklet kiralayabilirsiniz. Taksi de bir diğer alternatifiniz.

Kapadokya’nın yöresel şaraplarından içmeniz, Cumartesi günleri kurulan Ürgüp pazarına gitmeniz, Türk-İslam sanatı eserlerini barındıran Hacıbektaş Müzesi’ni gezmeniz, Uçhisar Kalesi’nden muhteşem Nevşehir manzarasını seyretmeniz, Rengârenk kumaşlardan yapılmış Soğanlı Vadisi bez bebeklerinden satın almanız ve yöreye özgü testi kebabının tadına bakmanız önerilir.

GEZİ YERLERİ

Avanos

Dereyamanlı Kilisesi

Avanos'ta bulunan 2'nci yüzyıldan kalma son derece önem arz eden kilise Avanos Belediyesinin aldığı bir kararla Vatikan'dan gelen temsilcilerin de bulunduğu bir törenle ibadete açılarak bölgeye gelen dini grupların hizmetine sunulmuştur. Ayrıca Katolik âleminin ruhani lideri Papa 2'nci Jean Paul'de Kapadokya'ya ve özellikle Avanos'a Dereyamanlı kilisesine gelmek istediği söylenmiştir.

Paşabağı

Avanos'un güney çıkışında, yoldan 1 km içeridedir. Paşabağı veya Keşişler Vadisi diye adlandırılan küçük vadide iki ve üç başlık taşıyan birleşik peribacaları görülür. Bu bölge aslında peri bacalarının oluşumunu izleyebileceğiniz küçük bir müze gibidir. Peribacalarının bazısı henüz oluşum halinde, bazısı oluşumunu tamamlamış, bazısı da olgunlaşıp bozulmaya başlamıştır. Paşabağı vadisinin ortasındaki üç başlı peribacası keşiş Simeon’un inziva hücresiymiş. Simeon aziz rütbesine ulaşmış ve çok saygı kazanmıştır. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekânları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekânları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur

Zelve

Avanos’a 3 km uzaklıktaki Zelve, gezmekten en çok zevk alacağınız yerlerden birisi, tırmanmaya ve keşfetmeye son derece elverişlidir.

Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, Kapadokya'da peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir.

Kaya oyma mekânlardaki trogloditik yaşamın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle 9. ve 13.yüzyılda Hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir.

Eski köy vadinin duvarlarına oyulmuş evlerden oluşuyordu. 1924 mübadelesinde, Rumlar Yunanistan’a göçünce buraya Türkler yerleştirildi. 1952’de ise tamamen boşaltıldı.

Özkonak Yeraltı Şehri

Avanos'un kuzeyinde yer alan yeraltı şehri, İdiş dağının kuzey yamaçlarına volkanik granit bünyeli tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır. Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır.

Diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar (5cm) ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine (düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur.

Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şıra hane ve sürgü taşları bulunmaktadır.

Sarıhan Kervansaray

Sarıhan kervansarayı, doğu-batı bağlantısını sağlayan Aksaray-Kayseri güzergâhının Nevşehir sınırları içinde kalır. Avanos ilçesinin 4 km güneydoğusundadır. II. İzzettin Keykavus zamanında - belki de onun tarafından - 1249 yılında yaptırılan Sarıhan 2000 m².lik bir alanı kaplamaktadır.

Sarıhan'da yapı malzemesi olarak sarı, pembe ve devetüyü renginde, oldukça düzgün kesme taşlar kullanılmıştır. Gerek anıtsal portalin, gerekse iç portalin kapı kemerlerinde iki renkli taşlar kullanılmış, böylece dekoratif bir görünüm sağlanmıştır. Üst kısımları yer yer yıkılan han, 1991 yılında restorasyonu tamamlanarak orijinal haline getirilmiştir. Selçuklu sultanları, sultanhanların en son örneklerinden olan Sarıhan'dan sonra han yaptırmamışlardır.

Çavuşin; Avanos’tan Göreme'ye giderken 2 km. sonra solda, çok eski yerleşimlerden biri olan, kaya içine kurulu bu köyde eski yerleşim evlerini kaya kütlelerinde görüyoruz. Bölgenin en önemli kiliselerinden Vaftizci Yahya Kilisesi buradadır.

Çavuşin (Nicephorus Phocas) Kilisesi; Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yıl almıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Tonozda müjde, ziyaret, bakireliğin ispatı, Mısır 'a kaçış, Yusuf un ikinci rüyası, Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi, üç müneccimin tapınması, masum çocukların katliamı, Elizabeth'in takip edilişi, Zekeriya'nın öldürülmesi; batı duvarında Yusuf ve Meryem deney sonrası, Beytüllahim'e yolculuk, doğum, son yemek, ihanet, İsa'nın cehenneme inişi, vaftiz; kuzey duvarında İsa Plarus önünde, İsa Golgota yoluna, İsa çarmıhta, İsa'nın ölümü; güney duvarında Kudüs'e giriş, Lazarus'un diriltilmesi, kör adamın iyileştirilmesi, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, kadınlar boş mezar başında; apsis duvarında başkalaşım resmedilmiştir.

Güllüdere (Aziz Agathangelus) Kilisesi; Çavuşin köyüne yaklaşık 2 km uzaklıktaki Güllüdere vadisinin en soldaki kolunda yer alır. Vadinin hemen başlangıcında, solda dik bir yamaç üzerine yapılmıştır.
Nef, dikdörtgen planlı, düz tavanlı ve geniş tek apsislidir. VI.-VII. yüzyıla tarihlenen mimariye IX.-X. yüzyılda apsis ilave edilmiştir. Apsisteki iki ya da üç fresk seviyesi apsisin devamlı olarak boyandığını gösterir. Madalyon içinde tahtta oturan İsa'nın sağında ve solunda yer alan İncil yazarlarının sembolleri simetrik olarak resmedilmiştir.

Avanos-Göreme yolu üzerinde, Avanos'a 7 km uzaklıktadır. Bölgenin en yüksek noktasında yer alan ve en eski yerleşimin ne zaman başladığı bilinmeyen Uçhisar, yerleşim birimi açısından Ortahisar’a ve Ihlara Bölgesi’ndeki Selime Kalesi’ne benzemektedir.

Uçhisar’ın kale olarak kullanımı Hititler döneminden başlıyor. Bizanslarda Arap akınlarından korunmak için kale olarak kullanmışlardır.

Uçhisar Kalesi’nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir noktasıdır. Kale içerisinde bulunan çok sayıdaki odalar birbirine merdivenler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır. Odaların girişlerinde ise -tıpkı yeraltı yerleşimlerinde olduğu gibi-giriş/çıkışı kontrol altına almaya yarayan sürgü taşları bulunmaktadır. Çok katlı bir özelliğe sahip olan Kale’nin bazı mekânları bugün yer yer göçtüğünden dolayı tüm mekânlara ulaşmak ne yazık ki mümkün olamamaktadır.

Uçhisar’ın doğu, batı ve kuzeyinde yer alan bazı peribacaları Roma Dönemi’nde mezarlık amacıyla oyulmuştur. Girişleri genellikle batı yönüne bakan mezarların iç kısımlarında ölülerin yatırıldığı klineler bulunmaktadır. Gerek Kale’nin eteklerinde gerekse Kale’de çok az sayıda kaya oyma kiliseler tespit edilebilmiştir. Bunun nedeni belki de çok sayıda kilise ve manastıra sahip olan Göreme’nin Uçhisar’a yakın olmasındandır. Kale’nin zirvesindeki Bizans Dönemi’ne ait basit kaya mezarlar ise oldukça tahrip olduklarından ve soyulduklarından pek özellik arz etmezler.

Uçhisar Kalesinde Ortahisar ve Ürgüp’teki (Başhisar) gibi kalesi olan yerleşimlerle savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsedilmektedir. Fakat bu tüneller yer yer güçlüklerinden dolayı bugün esrarını hala korumaktadır.

Kale ve çevresindeki peribacalarına ve yamaçlara mezarların dışında çok sayıda güvercinlikler de inşa edilmişti. Yeterli toprağa sahip olmayan Uçhisarlı çiftçilerin az topraklarına karşılık çok ürüne ihtiyaçları vardı. Güvercin gübresinin tarımda verimi arttırdığını bilen Uçhisarlılar peribacalarının içlerine ya da vadi yamaçlarına güvercinlik inşa ederek bu sorunu çözmeye çalışmışlardır.

Ihlara Vadisi; Aksaray'a 40 km., Nevşehir'e ise 100 km. uzaklıkta olan Ihlara (Peristrema) Vadisi, Aksaray ili sınırları içerisinde kalır. Hemen yakınında bulunan ve eski bir volkan olan Hasan dağı’ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler sonucunda, yine Hasan ve yanındaki Melendiz Dağlarından çıkan Melendiz çayının bu çatlaklarda kendine bir yatak oluşturarak derinleştirmesi neticesinde ortaya çıkmış bir kanyondur. Melendiz çayına ilk çağlarda "Kapadokya ırmağı" anlamına gelen "Potamus Kapadokus" denilmekteydi. 14 km. uzunluğunda olan kanyon Ihlara köyünden başlar ve Selime köyünde son bulur. Tabiatın yer yer 150 metreye varan derinlikte açtığı bu kanyonun dik yamaçları, yine Hıristiyanlar tarafından oyularak çok sayıda kiliseler ve tünellerle birbirlerine bağlanan yerleşim yerleri yapmışlardır.

İzole edilmiş konumu nedeniyle, Hıristiyan din adamları için mistik bir dini merkez ve tehlikeli zamanlarda bir gizlenme yeri olarak kullanılmıştır. Ihlara kiliseleri, 6. yüzyıldan başlayarak resmedilmeye başlanmış; bu 13. yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. Freskler, Göreme bölgesindeki kiliselerin fresklerinden karakter açısından farklılık arz eder. Ihlara köyüne yakın olan kiliselerdeki freskler doğu etkisi taşırken, Belisırma köyü civarındaki kiliselerin freskleri Bizans dönemi resim sanat anlayışına uygun yapılmıştır. Belisırma köyündeki Kırkdamaltı Kilisesindeki Selçuklu Sultanı II. Mesut (1282-1305) ve Bizans İmparatoru II. Andronikos'un adlarını içeren 13. yüzyıla ait fresk üzerine yazılmış kitabe bulunmaktadır. Yaz sezonunda, genellikle, bir doğa ve yürüyüş tur alanı olarak değerlendirilen Ihlara Vadisinde Ağaçaltı, Pürenliseki, Sümbüllü, Yılanlı, Kokar kiliseler vardır.

Yeraltı Şehri; Nevşehir'e 20 km. uzaklıkta, Nevşehir-Niğde yolu üzerinde bulunan ve eski adı Enegüp olan Kaymaklı kasabasındaki yeraltı şehri 1964 yılında ziyarete açılmıştır. Yöre halkı, evlerini yeraltı şehrinin etrafına yapmış ve yeraltı şehrinin yüzeye yakın bazı mekânlarını depo, kiler, ahır olarak kullanmaktadır. Sadece 4 katı gezilebilecek durumda olan Kaymaklı yeraltı şehrinin tünelleri dar, alçak ve eğimlidir. Birden çok havalandırma bacası olan şehirde, bugün sadece bir baca görülebilmektedir.

Yeraltı şehrinin bugünkü girişindeki ahır bulunmaktadır. Ahırdan sonra dar bir tünelden alt kata inilirken yan taraflarda oturma odaları bulunur. İkinci kata inildiğinde birçok tünel, iniş tünelinin tam karşısında bir mezarlık ve yanında küçük, tek nefli, iki apsisli, ortasında bir altarın bulunduğu bir kilise vardır. Kilisenin içindeki tünelden geçildiğinde erzak depolarının olduğu bir bölüme oradan da biraz daha aşağıdaki, içinde bir şaraphanenin, yine erzak depolarının ve bu bölüme inen başka bir tüneli kapatan değirmen taşı şeklindeki kapının olduğu kata inilir. Daha da aşağıya inildiğinde, uzun bir koridorun içinde, küçük bir pencereyle tünele bağlantısı bulunan havalandırma bacası görülür. Dördüncü kattaki şaraphane ve erzak depolarından sonra yukarı doğru çıkan tünelin sağ ve solunda sıra sıra oturma odaları vardır. Bu tüneli çıktıktan sonra mutfağa geçilir. Mutfak iki kat halinde yapılmıştır. Ocağın karşısındaki merdivenlerle altta bulunan ikinci kata inilir. Dört tünelin açıldığı mutfaktan sonra ise farklı tünellerden geçilerek yeniden giriş bölümüne varılır. Erzak depolarının çok fazla olması bu yeraltı şehrinin nüfusunun kalabalık olduğu fikrini güçlendirmektedir.

Nevşehir'e 20 km. uzaklıkta, Kızılırmak'ın güney kenarında yer alan antik adı "Zoropassos" olan Gülşehir'in eski adı ise 'Arapsun'dur. Kızılırmak'ın batı kenarında kurulmuş olan Gülşehir, Aksaray-Kayseri kervan yolu üzerinde bir durak idi. Gülşehir'li Damat İbrahim Paşa'nın Nevşehir'e yaptığı imarı, bir başka Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmet Seyyid Paşa da Gülşehir'e yapmış 30 haneli Gülşehir'i bir külliye ile donatmıştır. 18. yüzyıla ait olan Külliye cami, medrese ve çeşmeden oluşmaktadır. İlçede Rumlar ve Türkler mübadele zamanına kadar birlikte yaşamışlardır. Nitekim ilçenin içinde Rumlardan kalma 19. yüzyıla ait bir de kilise vardır.

Nevşehir-Gülşehir yolu üzerinde, Gülşehir'e 3 km. uzaklıktaki Açık Saray Ören Yeri, Çat Kasabasına kadar uzanan vadinin içinde yer almaktadır. Tüf kayalar içine oyulmuş sayısız mekânları, Roma Dönemi kaya mezarları, 9. ve 10. yüzyıla tarihlenen kaya kiliseleri ile önemli bir piskoposluk merkeziydi. Bu ören yerinde bulunan mantar biçimindeki peribacalarının benzeri yoktur. Kiliseler, mimari açıdan birkaç döneme aittir. Ören yerine girişin hemen sağında yer alan, dikdörtgen planlı kilisenin tavanında kabartma bir haç vardır. Giriş kapısının üstünde bulunan pencerenin her iki yanında boğa kabartmaları bulunmaktadır. Kiliselerde çok fazla resim yoktur; zamanla sıvaların düşmeleri nedeniyle resimler kaybolmuşlardır. Bunun yanında, halk arasında "Saray" diye isimlendirilen yapının büyük salonunda kırmızı aşı boyası ile yapılmış bir boğa resmi vardır. Zamanında çok büyük bir kaya bloğu olduğu anlaşılan "Saray" bölümünde, ayrıca iki kilise daha vardır ki bunlardan birisi dört kalın sütuna sahiptir.

Gülşehir'in hemen girişinde yer alan ve iki katlı olan Aziz Jean Kilisesi'nin alt katında kilise, şarap mahzeni, mezarlar, su kanalı ve görevlilere ait mekânlar, üst katında ise İncil'den alınmış sahnelerle süslenmiş bir diğer kilise yer almaktadır.

Alt kata ait kilise, tek apsisli, haç planlı, haç kolları, beşik tonozludur. Merkezi kubbesi çökmüştür. Süsleme açısından direk ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize hayvan, geometrik ve haç tasvirleri resmedilmiştir. Üst kattaki kilise ise tek apsisli ve beşik tonozludur. Ana apsisteki resimlerin dışında oldukça iyi korunmuş olan kilise siyah bir is tabakası ile kaplıydı.  Kilise yenileme ile 1995 yılında bu günkü haline gelmiştir.

İsa ve İncil konularını içeren kilisede sahneler bantlar içinde frizler halindedir. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmıştır. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motifler tercih edilmiştir. Batı ve güney duvarında Kapadokya Bölgesi'nde oldukça nadir olarak resmedilen son yargı sahnesi yer alır.

Kilise, apsisinde yer alan yazıtına göre 1212 yılına tarihlenmektedir.

Sahneleri: Apsiste Deesis, ön cephesinde kuş tasvirleri altında Müjde, tonozunda madalyonlar içinde aziz tasvirleri; tonozun güney kanadında Son yemek, İhanet, Vaftiz, Meryem'in ölümü, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi ve Son yargı

O  T  E  L  L  E  R

     
     

 Rosa Resort Otel

 Dinler Otel

 Dedeman Resort Otel

     
     

 Peri Tower Otel

 Burcu Kaya Otel

 Lykia Lodge Otel

      
    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!


* * * * * * * * * * *

Yazan: http://belguzaranne.blogspot.com | Konu: tatılyerleri | Tarih: 2008-03-17 09:14:00
selam turkıyemız cennet ama kıymet bilinmıyor guzel yerlerı bıze tanıttığız için teşekkürler

Bağlantı:: ::

Blogcu ile yapıldı