Tatil Cennetleri

13/2/2008

Ünye

ÜNYE

Ünye Tarihi; Yapılan araştırmalar Ünye çevresinin Anadolu’daki en eski yerleşim yerleri arasında olduğunu göstermiştir. Cevizdere vadisinde yapılan kazılarda MÖ. yontma ve cilalı taş devirlerine ait silahlar, aletler ile insan ve evcil hayvan iskeletlerine rastlanılmıştır. Araştırmalar sırasında bulunan bir el baltası Alt Paleolitik döneme aittir ve Karadeniz kıyılarında bulunan en eski kalıntı olma özelliğini taşımaktadır. Yapılan arkeolojik kazılar, Ünye’nin Prehistorik durumunun MÖ. 15 bin yıl öncesine kadar uzandığını ortaya koymaktadır.

Ünye ve çevresinde yazılı tarihlerde adı geçen ilk topluluk M.Ö. 2000 yıllarında Kaşkarlar’dır. Ünye bugünkü bulunduğu alanlardan biraz daha iç kısımlarda M.Ö. 1270 yıllarında Truva Savaşları sonunda ticari bir sömürge niteliğinde kıyı kenti olarak kurulmuştur. M.Ö. 900 yıllarında iskitlerin hâkimiyetine geçen bölge M.Ö. 800 yıllarında Ege Denizi kıyılarındaki kolonilerden gelen Milleti kolonicileri tarafından bugünkü Ünye şehrinin bulunduğu yerde ticaret kolonisi kurması ile ilk olarak M.Ö. 750 yıllarında kesin olarak kurulmuştur. Ünye ve çevresinde bu tarihlerde Khalibler adında bir kavim yaşamaktaydı ve demircilikle uğraşıyorlardı. M.Ö. 550 yıllarında bütün Anadolu ile birlikte Ünye’de Pers İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girdi. Makedonyalı İskender M.Ö. 331 yılında Persleri yenerek topraklarını ele geçirdi. Bu tarihlerde Pontus devleti kuruldu. M.S. 715 yılında Emevi orduları Canik bölgesine gelmiş ve Ünye 893 yılında, ordusunda Türklerin ağırlıkta olduğu Abbasiler tarafından fethedilmiştir. Ünye bu tarihten itibaren 1228 yılına kadar Anadolu Selçukluları ve Danişmendiler ile Pontus devleti arasında birkaç kez el değiştirmiş, bilahare 1228 yılında Sultan Alaeddin Keykubat tarafından kurtarıldıktan sonra işgale uğramamıştır.

1461 yılında Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in Trabzon’u fethiyle Osmanlı topraklarına katılan Ünye 1831 yılındaki Osmanlı idaresi taksimatında Canik -  Samsun Livasına bağlanmış, daha sonra 4 Nisan 1921 tarihinde 69 sayılı yasa ile Ordu ili’nin bir ilçesi haline getirilmiş ve en büyük ilçesidir.

ÜNYE ADI

Ünye’nin adı Latince ve Yunanca eski metinlerde İnaos, Oenes, Oinoie, Onea, Oenoe, Unieh, Unie ve Unia gibi değişik şekillerde söylenmiş ve sonra da Ünye adını almıştır. Zaten bu eski metinlerde geçen isimlerin okunuşu da bugünkü Ünye adına oldukça yakındır.

 

GEZİLECEK YERLER

 

ÜNYE KALESİ

Ünye-Niksar yolu üzerinde ve İlçe merkezine 7 km uzaklıktadır. Volkanik bir tepe üzerine kurulmuş olan Kalenin kesin olarak ne zaman yapıldığı belirlenememiştir. Ancak, Kalenin Pontus Krallığı döneminde kullanıldığı bilinmektedir. Kale’deki yer altına inen ve denize kadar ulaştığı rivayet edilen dehlizler, kaya mezarları ve sarnıçlar en fazla ilgi çeken yerlerdir.

  

KAYA MEZARLARI

Ünye çevresinde muhtelif yerlerde çeşitli dönemlerden kalma kaya mezarları vardır. Bunlardan Tozkoparan Kaya Mezarları İlçenin doğusunda, Çimento Fabrikasının karşısında, Kurma yolunun sağ tarafındadır. Kaya mezarlarının hangi dönemde yapıldığı bilinmemektedir.

 

AYA NİKOLA

Halk arasında Ayanikola olarak bilinen, Ünye’nin kuzeybatısında, şehir çıkışında bulunan küçük bir yarımadadır. Üstünde, çevre duvarlarının  kalıntıları ile kilise olduğu bilinen  eski bir yapının kalıntıları vardır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, Hıristiyan aleminde “Noel Baba” olarak bilinen Aya Nicholas (Aziz Nikola )’ın burada yaşadığını ortaya çıkarmıştır. Aynı araştırmaların sonuçlarına göre Aya Nikola, Oğuz Boyundan Türk bir ailenin çocuğudur. Sarı Saltık olan adı, 6 yaşlarındayken ailesinin Hıristiyan olmasıyla Nicholas ( Nikola ) olarak değiştirilmiştir. Nikola büyüdüğünde, Yarımadadaki kilisede rahiplik yapmış, denizcilikle uğraşmıştır.

 

KİLİSE

Ortayılmazlar Mahallesi sınırları içinde Yalı Mevkiindeki Kilise Kesme taştan yapılmış, çatısı kiremit örtülü, süsleme ve resim bulunmayan sade bir yapıdır. Ünye Belediyesi tarafından 1994 yılında restore ettirilmiştir.

HAMAMLAR

İlçede şehir merkezinde biri faal 3 tane tarihi hamam vardır. Şehir merkezinde Saray Caddesinde bulunan Eski Hamam ve Bakırcılar Arastası arkasında bulunan Çifta Hamam kullanılmamaktadır. Eski Hamam kısmen iyi durumda olmasına rağmen restorasyona ihtiyaç vardır. Roma döneminden kaldığı sanılan Çifte Hamam harabe halindedir. Cumhuriyet Meydanı, Kadılar Yokuşu başında bulunan Yeni Hamam ise halen faal olarak hizmet vermektedir.

ÇAMLIK

İlçenin kuzeybatısında denizle sahil Karayolu arasında geniş bir alanda kurulmuştur. İçinde çocuk parkı ve barbeküler vardır. Sadece Ünyelilerin değil çevre il ve ilçelerde oturan vatandaşların da en fazla tercih ettikleri piknik alanıdır. Çamlıkta ayrıca bir motel ve bir restoran bulunmaktadır

 

ASARKAYA MİLLİ PARKI

İlçenin güneydoğusunda, şehir merkezine 5 km uzaklıktadır. Sahil Karayolundan ayrılan stabilize bir yolla ulaşılır. Kente ve denize hakim bir tephe üzerine kurulmuş olan ASARKAYA Milli Parkı, tabiatla baş başa kalıp piknik yapmayı sevenler için ideal bir yerdir.

 YAZKONAĞI MAĞARASI

İlçeye 3 km mesafede Yazkonağı yolu üzerindedir. Beş yol önce keşfedilmiş olan ve 200 m uzunluğunda 3 ayrı galeriden oluşan mağaradaki sarkıt-dikitler ve benzerlerine az rastlanır kubbeli odalar ilgi çekmektedir. Bilim adamları ve Turizm Bakanlığı yetkililerince incelemeleri tamamlandıktan sonra turizme açılmasına karar verilen ve projesi hazırlanan Mağara, meraklılar tarafından fener, kask ve çizme gibi donanım ve malzemelerle gezilebilmektedir

PLAJLAR VE SAHİL

Karadeniz Bölgesinin en geniş ve en temiz doğal plajlarını oluşturan kumsallar Ünye kıyılarındadır. Uzunkum, Kavaklar ve İnciraltı plajları bunlardan bazılarıdır. Dalgaların bilinmeyen zamanlardan beri sabır ve ustalıkla işleyip, garip şekiller vererek figürler çizdiği kayalıklar da, Ünye sahillerinde görülebilecek başka bir güzelliktir. Özellikle Çamlık kıyılarına gidenler, ilginç kaya şekillerini saatlerce seyretmekten kendilerini alamazlar.

 

 

12/2/2008

Amasra

AMASRA

 

Tarihi

Amasra ya da tarihte bilinen ilk adıyla Sesamos şehri, M.Ö XII. Yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Bu dönemde bölgede görülen Gasgas ve Hitit egemenliğinden sonra şehir, Fenikelilerce ticari amaçlara yönelik bir koloni olarak kullanılmıştır. Kısa süren Fenike hâkimiyeti sonrasında İon kolonizasyon hareketleri ile şehir Miletli ve Megaralı denizcilerce ele geçirilmiş ve kısa zamanda tüm Batı Karadeniz sahilinin önemli bir ticari çekim merkezi haline gelmiştir. Özellikle bölgenin zengin orman ürünleri (başta şimşir, meşe palamudu, kestane olmak üzere) ticaretin gelişmesinde en önemli etkendir.


Bir dönem Lidya egemenliğine giren şehir, M.Ö IV. Yüzyılda Pers yönetimine geçmiştir. Makedonyalı Büyük İskender’in Anadolu’yu Pers istilasından kurtarmasından sonra Sesamos’un yönetiminin Persli bir prenses olan Amastris’e geçtiğini görüyoruz. Bu dönemde canlı bir ticari hayat ile şehir tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır.


Amastris’ ten sonra iki yüzyıl kadar Pontus Krallığı’na bağlı kalan şehir M.Ö 70 de Romalıların hâkimiyetine girdi. Paflagonya eyaletinin merkezi olan şehir, Roma İmparatorluğunun 395’te ikiye ayrılması ile Doğu Roma sınırları içerisinde kalmıştır. Doğu Roma yönetiminde “Amastedos” adı ile anılan şehir, ticari fonksiyonlarını giderek kaybetmiş, özellikle dinsel bir merkez haline gelmiştir.


XIII. Yüzyılda Cenevizli tüccarlar şehri ele geçirmişlerdir, Ekim 1460’ta Fatih Sultan Mehmet’in fethine kadar Ceneviz yönetiminde kalan şehirde canlı bir ticari hayatın yansıması olarak pek çok sanat eseri günümüze ulaşmıştır. Amasra’nın Osmanlılarca fethi öncesinde şehre tepeden bakan Fatih, hayranlığını şöyle dile getirir: “Lala Lala , Çeşm-i Cihan bu mudur ola?” Fetih sonrası şehirdeki iki kilise camiye çevrilir, bir kadı atanır ve Fatih’in emriyle Eflâni Kalesi halkı Amasra’ya yerleştirilir. Osmanlı yönetimindeki şehir, Bolu Sancak Beyliği’ne bağlı bir merkez olarak varlığını sürdürmüş, bu dönemde şehri ziyaret eden Batılı gezginler büyük bir hayranlıkla bahsetmişlerdir. 

XIII. Yüzyılda Cenevizli tüccarlar şehri ele geçirmişlerdir, Ekim 1460;ta Fatih Sultan Mehmet; in fethine kadar Ceneviz yönetiminde kalan şehirde canlı bir ticari hayatin yansıması olarak pek çok sanat eseri günümüze ulaşmıştır. Amasra’nın Osmanlılarca fethi öncesinde şehre tepeden bakan Fatih, hayranlığını söyle dile getirir: Lala, Çeşm-i Cihan bu mudur ola?; Fetih sonrası şehirdeki iki kilise camiye çevrilir, bir kadı atanır ve Fatih;in emriyle Eflani Kalesi halkı Amasra;ya yerleştirilir. Osmanlı yönetimindeki şehir, Bolu Sancak Beyliği; ne bağlı bir merkez olarak varlığını sürdürmüş, bu dönemde şehri ziyaret eden Batili gezginler büyük bir hayranlıkla bahsetmişlerdir. Amasra da görülecek yerler: Osmanlı Hamamı, Amasra Kalesi, Oyma Mağaralar, Kemerdere Köprüsü, Içkale Mescidi, Bedesten, Fatih Camii, Antik Tiyatro, Gürcüoluk Mağarası, Çekiciler Çarsısı, Kuşkayası Yol Anıtı Amasra Kalesi: Kale Çekiciler Çarsısının orada. Kale'nin tepesinden Amasra’yı panaromik görebilir, manzarayı seyrederken çayınızı içebilirsiniz. Bizans döneminde ünlü olan buradaki tapınak, Osmanlı zamanında uzun yıllar boş kalmış ve kendiliğinden yıkılmıştır. Döşeme mozaiklerini ve temellerini ise defineciler sökmüşlerdir. Yapılan bilimsel etüdler sonucunda burasının; bir narteks ile köşe oda ve apsidlereyer verilerek orta mekâna "Haç" planı sağlanmış bir kilise olduğu açıklanmıştır. Büyükada'nın, Amasra 'dan 150–200 metre kadar açıkta ve her türlü havada kolayca gidilip gelinemeyecek bir durumda olması dikkate alınınca Büyükada kilisesinin yanındaki diğer binalarla bir külliye niteliğinde ve Manastır işlevinde olduğu muhakkaktı. Adanın güney-batı eteğinden başlayıp tepeye doğru devam eden kaya basamakları da buraya ulaşıyordu. Çekiciler Çarşısı: Tahtadan el işi değişik hediyelik eşyalar bulabilirsiniz. Ancak pazarlık yapmayı sakın unutmayın!Kuşkayası Yol Anıtı: Roma İmparatorluğu zamanında Tiberius Claudius Cermanicus (M.S 41–54) zamanında, Doğu Eyaletleri İnşaat Ordusu (Legion) Komutanlığı yaptıktan sonra kaydıhayat şartıyla Bithynia-Pontus Valiliğine atanan Gaius Julius Aquilla tarafından yaptırılmış karayolu dinlenme yeri ve anıtıdır. Krateria-Amastris ara yolunun son dinlenme noktasında, Amasra'ya 4 km. mesafededir, yapıldığı zaman muhtemelen bir de anıtsal çeşmeyi kapsıyordu. Fakat sonradan bu çeşme yıkıldı ve suyu biraz aşağıda, halen Asker suyu diye bilinen yerde uzun zaman bir pınar olarak kullanılırdı. Anıt manzumesi şimdiki durumda, çok muntazam kaya dilimleri üzerine işlenmiş birbirini tamamlayan iki kitabeyi, bir insan figürü ile bir kartal figürü içeren "orta kabartma" tekniğiyle oyulmuş bir kompozisyon, oturma sedirlerini ve bir kaç kaya nişini kapsamaktadır. Tüm bunlar, yekpare kayaya oyulmuş, yol kalıntısı boyunca sıralanmıştır.260 140 cm boyutunda ve 50 cm derinliğinde kemerli bir nişin içinde kalan normal bir insan büyüklüğündeki başsız kabartmanın İmparator Claudius;a mı, yolu yaptıran Aquilla;ya mı ait olduğu bilinmiyor. Toğa giyimli vücut, hareketsiz işlenmiştir. Ayaklar da kopmuş vaziyettedir. Bu nişin sağında Toskan üslubunda kalın oyma bir sütunun başlığına bir kartal oyulmuştur. Bu Legionların sınırsız gücünü temsil etmektedir. Bir İnsan büyüklüğündeki başı kopuk kartalın sütun kaidesi 200cm yüksekliğinde 55cm çapındadır ve niş kaidesiyle aynı nizamda dört köşe bir tabana bağlıdır.  Kitabelerden ilki, insan figürünü çerçeveleyen nişin üstündeki levhada, diğeri ise kabartmalardan uzakta ve batıdadır. Her iki yazı birbirini tamamlamaktadır.  ;Devletlerarası barışın ve dostluğun anısına, İmparator Cermanicus;un yüceliği için; Daha önce,İmparator Augustus tarafından ömür boyu Strategos ve iki defa da Legion komutanıatanan; Senato;da ise Consül Gabinius Secundus ile Consül Taurus Statilius;un, kendisine bir ödül verilmesi konusundaki önerileri üzerine Devlet Hazinesinden gereken izni ve ödeneği alan Gaius Julıus Aquilla, dağı yardı ve bu dinlenme yerini kendi özel ödeneği ile yaptırdı. Kuşkayası'ndaki kitabelerden teki 1882'de G.Hirschfeld tarafından okunmuştur. Kuşkayası, Anadolu'da başka örneği bulunmayan biricik yol anıtıdır.

Eni 5 metreyi bulan Roma kaya yolunun son izleri de bu anıtın önünde, yüzyıllarca kullanılmaktan hasıl olan aşınmışlığı ile görülebilmektedir. Amasra'ya kadar gidipte sahilde yürüyüş yapmamak olmaz. Yazın denize de girilebilen bu yerde deniz özleminizi bir miktar olsada giderebilirsiniz. Konaklama: Amasrada konaklamak için birçok seçeneğiniz var. Birçok pansiyon ve otel olduğu gibi ev pansiyonculuğu da yaygındır. Eğer kalabalık bir grup gitmeyi planlıyorsanız evde kalmak daha ekonomik ve eğlenceli olabilir.Yeme-İçme: Amasra denince akla ilk önce balık gelir. Hafta sonları Amasra ziyaretciler nedeni ile kalabalık olduğu için yemek yiyeceğiniz restorana vakitlice gidip yer bulmaya bakın. Restoranlarda önceden rezervasyon olayı yok, tabii bir otobüs insan gitmiyorsanız. Bir yer beğendiniz ve yemek yiyeceksiniz, mutlaka "salata" ısmarlayın. Buradaki salatalar insana parmak yedirtir cinsten. Muhteşem bir lezzetti var. Tabii denizin dibinde olup balık yememek olmaz. Balık seçimini size bırakıyorum herkesin zevki farklıdır. Unutmadan! Kandil ve Ramazan ayında restoranların bazıları kapalı diğerlerinde de alkollü içki servisi yapılmıyor. Haberiniz olsun. Eğlence: Lezzetli yemeğinizi yedikten sonra dilerseniz Amasra içinde yürüyüş yapın, sahil kenarında oturup çay için ya da barlardan birine girin.

AMASRA KALESİ

Amasra Kalesi ilk kez Romalılar döneminde, bugun ayakta duran surlar ise Bizanslılar döneminde yapılmıştır. M.S. 14. ve 15. yüzyıllarda Cenovalılar tarafından ön duvarlar ve kapılar yapılarak daha iyi savunmaya alınmıştır. Surlar Boztepe ve Zindan mahallesinden oluşan iki ada kütlesini çevrelemektedir ve bu iki ada kemere adı verilen roma döneminde yapılmış birbirine bağlanmaktadır. Surlar büyük blok taşlarla inşa edilmiş olup kale şeklinde kulelerle tahkim edilmiştir Amasra kalesi ortaçağ havasını günümüze yansıtan önemli kalıntılardandır.

 

AMASRA KİLİSESİ

Amasra Klisesi M.S. 9. yüzyıl sonlarında inşa edilmiş bir bizans klisesidir. Küçük bir şapel planında olup narteks kısmı üç bölümlüdür. Özenli tuğla işçiliği ile yapılmış olan klise 1460 tarihinde Fatih Sultan Mehmet`in Amasra`yıl almasından sonra camiye dönüştürülmüştür cami 1930 yılında ibadete kapatılmıştır.

CENOVA ŞATOSU

Kalenin iç kale olarak bilinen kesimidir. Cenovalıların bir saray (şato) haline getirdiği Kale içine, Büyükliman tarafından basamaklı kaldırımla ulaşılan Cenova armalı bir ana kapıdan; kale içinde de yüksek bir burçla korunmaya alınmış şato kapısından girilmektedir. Kapıdaki armalarda; üstte Cenova, alttaki üçlüde solda Poggio (Galata Podestasının mensup olduğu, Liguryalı ailenin), ortada Cenova, sağda Malaspina (Asup olduğu ailenin) blazonları vardır.

 

KUŞ KAYASI YOL ANITI

Kuşkayası-Yol Anıtı M.S. 41-54 tarihleri arasında Roma İmparatoru Tiberius Germanicus Cladius zamanında Bithynis Pontus Valiliği’ne atanan Gais Julius Aeuilb tarafından, bölgenin, ‘karayolu dinlenme yeri’ olduğunu belirtmek için inşaha edilmistir Kemerli bir niş içine oyma tekniği ile yapılan anıtta toga giyimli bir insan figürü ve nişin sağındaki sütunun üzerinde kartal motifinin yer aldığını belirten Göçmen, “Buradaki kartal, Roma askerlerinin sınırsız gücünü temsil etmektedir. İki kitabesi bulunan anıtın Anadolu’da benzeri bulunmuyor. Anadolu’da benzeri bulunmayan Roma dönemine ait Kuşkayası - Yol Anıtı, çok sayıda yerli ve yabancı turistin uğrak yeri. Ülkemizin önemli tarihi eserlerinden biri konumunda olan ve kayaların oyulmasıyla oluşturulan anıt, ne yazık ki bazı definecilerin çevresinde yaptığı kazı çalışmaları nedeniyle zarar görmüştür Kültür Bakanlığı’nın 2000 yılında yaklaşık 5 milyar liraya ışıklandırdığı ve çevre düzenlemesi için 1 milyar lira harcanan anıt, müze müdürlüğümüz tarafından koruma altına alındı. Roma döneminden kalan ve karayolu anıtı olarak anılan bu tarihi eser, önemli kanıtlardan birini oluşturmakta. İtalyanlar burayı restore etmek için beklemekteler, ancak bunun için Bakanlık’tan halen onay çıkmış değil sizde şirin ilçemiz Amasra`ya gelmeden kuşkayası yol anıtına çıkabilir bakacak tepesinden o inanılmaz manzaraya sahitlik edebilirsiniz.

 

GÜRCÜOLUK MAĞARASI

Gelişimini tamamlamış, ancak iç şekillenmesi devam eden Gürcüoluk Mağarası; görünümleri son derece güzel ve ilginç sarkıt, dikit, sütun, makarna sarkıtları, duvar ve perde damlataşları ile bezeli rengârenk bambaşka bir dünyadır.
Gürcüoluk Mağarası, Üçgen biçimli ve 3–4 M genişliğindeki ana girişten sonra yaklaşık 4–5 M yüksekliğinde ve 6x7 m boyutlarındaki ilk oda çevresinde toplanan 15 odadan oluşur. Gerek ulaşım kolaylığı ve doğal çevrenin güzelliği; gerekse renkleri gri, krem ve bej arasında değişen rengârenk damlataşlar ve fiziki özellikler; Mağarayı son derece çekici kılmaktadır.
Bartın'a 32 Km uzaklıkta ve Amasra ilçesi, Makaracı köyündedir. Mağaraya, Amasra-Çakraz karayolu güzergâhında bulunan İnpiri veya Karakaçak köyü üzerinden ulaşmak mümkündür.

  

9/2/2008

Akçay

AKÇAY 

Tarihi ; Orta ve Genç Bronz Çağı´nda (MÖ. 1200 – 1800) Mysia bölgesinde Kuzey Batı Anadolu gruplarının yaşadığı ve konuluşan Mysia dilinin Lydia ve Phrygia dillerinin karışımı olduğu bilinmektedir. Yine bazı kaynaklara göre Antik dönemde Akçay´ın buluduğu bölgede Chrysa ve Killa şehirlerinin bulunduğu, sonraları korsan saldırıları nedeniyle terk edildiği belirlenmektedir. Miladdan önce 9. yüzyılda yaşayan Homeros, şiirlerinde Akçay´ın adının Stoeis olarak geçmesi de, Akçay´ın bulunduğu yerin vaktiyle bir yerleşim yeri olduğunu tayin etmektedir. Akçay´ın bulunduğu yerdeki bu şehirler askeri strateji bakımından çok büyük önem taşıyorlardı. Çünkü çevresinde hemen hemen aynı yıllarda kurulmuş Assos, Thebe, Antandros, Adremyttion, Bergama gibi büyük şehirleri birbirine bağlayan yolun üzerinde, hem de daha önemlisi Avrupa´yı Efes´e bağlayan Haç yolu üzerinde bulunuyordu.

Akçay, Edremit ilçe merkezine 8 kilometre uzaklıkta ve Edremit Körfezi´nin avuç içi gibi tam içinde bulunmaktadır. 1880 yılında Akçay Edremit´in bir iskelesi olarak kabul edilir. 1800´lü yıllarda Akçay´da Rumlardan kalma iki katlı bir sabunhane ve birkaç Rum evi dışında kahvhane ve balıkçı kulübeleri vardı. Daha sonraki yıllarda Akçay iskelesi ve diğer resmi binalar yapıldı. 1935 yılında hane sayısı 30´a yükseldi. Akçay ismi Kazdağları´ndan gelen Kızılkeçili Çayı´nın Kızılkeçili köyünü geçtikten sonra aldığı isimdir. Akçay Deresi denize döküldüğü yere adını vermiştir. Ayrıca bu derenin Kazdağları´nda beyaz renkli mermer parçalarını sürükleyip getirmesi nedeniyle Akçay ismi verildiği düşünülmektedir. Bugün Akçay Kuzey Ege´nin en önemli tatil yörelerinden birisi olarak hizmet etmektedir. Akçay´ın yerleşik nüfusu 20 bin dolayında olup turizm sezonunda 100–150 bine ulaşmaktadır.

Ege’nin masmavi suları ile Kazdağları’nın yemyeşil doğasının öpüştüğü, buz gibi suların aktığı, Kuzey Ege’nin incisi Akçay. Edremit Körfezi’nin kucağında, tertemiz havası, bol oksijeni ile tatilcilerin gözdesi Akçay.

Akçay temiz havası, denizi ve doğal güzellikleri ile tatilcilerin beğenisi kazanmış bir tatil beldesidir. En büyük özelliği ise nüfusu 20 bine yaklaşmasına rağmen şehir su şebekesine ve kapalı şişe suyuna ihtiyaç duymayan yurdumuzun tek tatil beldesidir. Bütün Akçay’lılar ve tatilciler, günlük ihtiyaçları olan buz gibi suları 20–30 metre derinlikten artezyen kuyuları ile bol bol sağlarken, Akçay’ın her iki ucunda 60–80 metre derinliklerden elde edilen sıcak sular modern tesislerde hastalara şifa dağıtmaktadır. Birbirine zıt bu iki su zenginliğini birada yaşamak dünyada sadece Akçaylılar’a ve beldeye gelen tatilcilere nasip olmaktadır

Turizmin ve tatilcilerin tercihi Akçay’da Edremit ilçesinden ayrılarak yeni bir belediye kuruldu. Birçok ilçeden büyük olmasına rağmen daha önce resmi olarak Edremit’in Mahallesi konumunda olan Akçay’da 28 Mart 2004 yerel seçimleri sonrası ilk belediye başkanı seçilerek belediye kuruldu. Yaz mevsiminde yüz elli bine yaklaşan nüfusu ile anakent bir kent havasına bürünen Akçay’da, Akçay Belediyesi, henüz yeni kurulmuş bir yerel yönetim olmasına ve sınırlı imkânlarına rağmen profesyonelce bir ruh ile en iyi şekilde hizmet etmeye çalışıyor.

 

Turizm açısında büyük önem taşıyan Akçay’da deniz turizmi ile ilgili olarak birçok otel, motel, pansiyon, tatil köyü, kamplar eğlence mekânları bulunmaktadır. Akçay’ın en büyük özelliği içme suyunun bol oluşudur. Bunun bir kanıtı da denizden fışkıran artezyen sularıdır. Akçay iskelesinin sağ ve sol taraflarında etraf taşlarla çevreli tatlı su artezyenlerini görebilirsiniz. Ayrıca Akçay’ın merkezi Cumhuriyet Meydanı’nda Turizm Danışma Müdürlüğü’nün ön kısımda Kazdağları’nda ki efsanevi Sarıkız’ın heykeli bulunmaktadır. Sarıkız anısına yaptırılan heykelin önündeki havuza Sarıkız’dan dilekte bulunanlarca bozuk para atılır. Sarıkız türbesi de Kazdağı’nın zirvesinde Sarıkız Tepesi’nde bulunmaktadır

Gezilecek Yerler;

 

Hanlar (Handeresi); En çok rağbet edilen piknik yerlerindendir. Akçay´a 35 km uzaklıktadır. Ormanları ve soğuk suları ile dikkati çeker. Çevresinde lokanta ve kafeler bulunur.

 

Pınarbaşı; Güre Beldesi sınırları içinde Akçay´a 6 km mesafede bir piknik yeridir. Yamaçtan akan bol ve buz gibi su yaz aylarında serinlemek için ideal bir köşedir. Orman Müdürlüğü´nce işletilmektedir. Ayrıca piknik alanı içerisinde Alabalık üretilen bir çiftlik bulunmaktadır. 

Çağlayan; Kızılkeçili Köyü içinde olup Akçay´a 3 km mesafededir. Kültür Bakanlığı´nca teseillenmiş 800 yıllık çınar ağacı burada bulunmaktadır. 

Sütüven; Zeytinli Beldesi sınırları içinde Akçay´a 5 km uzaklıkta piknik alanıdır. Manzara seyir terasları ve oyun alanları düzenlemeleri bulunmaktadır. Alanda 8 m yükseklikten dökülen ve yörenin adı ile anılan Sütüven Şelalesi bulunmaktadır. 

Hasan Boğuldu; Zeytinli Beldesi sınırları içinde Sütüven piknik alanından sonra derenin karşı tarafındaki patika yolu izleyerek 1 km sonra ulaşılır. Bir şelalesi ve içinde pek çok balığın bulunduğu gölcükten oluşur. 

Tahtakuşlar Etnografya Müzesi; Akçay´a 5 km Balıkesir Çanakkale E–24 karayoluna 2 km uzaklıkta asfalt yolla bağlı, doğal güzellikler içinde kurulmuş, Türkiye´nin ilk Özel Etnografya Müzesi ile 1992 yılında açılan ve Türkiye´de ilk kez bir köyde kurulan bir sanat galerisidir. Galeri´de Orta Asya´dan Türkiye´ye göç eden Konar-Göçer Türk boylarının ilginç ve özgün kültür varlıkları, giyim eşyaları, aletleri, halıları ve çadırları sanat galerisinde her tür sanat yapıtları yıl boyunca sergilenmektedir. 

Akçay tüm doğal güzellikleriyle görülmesi gereken bir belde. Özellikle sahil şeridi tek kelime harika. Zeytinli beldesi sakin ve denize gönül rahatlığıyla girilebilecek temiz bir yer.



« Önceki::Sonraki »

Blogcu ile yapıldı